Archive for February, 2008

29th Feb 2008

Kaçış Yolu

Stresli bir gün geçirdiğimde kendimce kaçış yolları buluyorum. Bu kimi zaman kendini şımartmak için saatler süren banyolar yapmak, komik yazılar okumak, geçmişte olan güzel şeyler düşünmek olabiliyor.

Dünde tam stresin içinde birgün geçiriyordum. Kaçış yolu yok, paşa paşa çekeceğim stresi… İşyerinde o kadar gergin dakikalar yaşanıyor ki, sanki sözleşmişcesine tüm müşteriler mail atıyor, telefon edip duruyor. Nefes alacak vaktim yok. Birde üstüne müşterinin biri telefonda cehennemi yaşatıyor. Hemen komik bir olay bulmalıyım, biraz gülüp kaslarımı gevşetmeliyim. Aklıma hemen bir olay geliyor. Ne mi? Belki size komik gelmeyecek ama en azından o an için stresimi aldı.

Efendim, geçen hafta Beril’le dışarı çıktık. Elimizde fotoğraf makinalarımız Japon turistler misali ne görsek çekiyoruz. Bir ara kahve içmek için bir yere oturduk. O andan itibaren Beril durmadan beni çekiyor. Üstelik ışıl ışıl mekanda flashı gözüme gözüme patlatıyor. Bende Beril flashı patlatma artık, etrafı göremiyorum diyorum. Beril duymamış şekilde devam ediyor, böyle daha iyi Erol Atar misali diyor. Ben gözlerimi kapatıyorum, yaaa diyor. Sonra itiraf ediyor, flashın nasıl kapatılacağını bilmiyor. Söylesene pikaçu diyorum, gösteriyorum. Bu arada makinanın zaman ayarlı çekimi açılıyor. Kendi kendine fotoğraf çekmeye başlıyor. Oydu buydu derken Beril makinayı eline geçirip yine beni çekmeye devam ediyor. Beril, neden beni çekip duruyorsun diyorum. Hani fark ettik ya hiç resmimiz yok ondan diyor. Bende Berilim birlikte resmimiz olmadığını fark ettik, bu resimler yine birlikte değil diyorum :) Tamam o zaman bizde zaman ayarını açıp öyle çekeriz bundan sonra diyip makinayı elinden bırakıyor.

Şaşkınım benim, Beril’in bu halleri beni öldürüyor :D

Posted in Kişisel Tarih | 6 Comments »

28th Feb 2008

:)

Posted in Kişisel Tarih | 2 Comments »

27th Feb 2008

Ebe – Sobe

Sevgili Magissa beni sobelemiş. Sorulara vereceğim yanıtları birkaç gündür düşünüyorum. Öylesi bir ana denk geldi ki düşünmemek elde değil :) Yinede dönüp dolaşıp ilk aklıma gelenler…………

İleride olursa nefesimi kesecek anlar:

Yıllardır hayalini kurduğum; bir filin burnuna sarıldığım an… Bunun için safari turuna bile katılmayı düşünüyorum. Ne sıcak, ne sıtma, ne uzaklık vazgeçmeme neden oluyor :)

Bebeğimle ilk göz göze geldiğimiz an olabilir. Şimdi düşünmesi bile nefesimi kesiyor, korkarım o an nefes alamayabilirim :)

Marilyn Monroe’nun bir eşyasına açık arttırmada sahip olmak. Aman Tanrım istediğim elbisesinin arttırmada açılış fiyatı 15.000$… Sanırım bu koca bir hayal :(

Başka bir ülkeye birkaç seneliğine taşınmak. Yok ben ailemden, ülkemden temelli ayrılamam, o yüzden birkaç sene…

Yapabilecek olduğum halde sebepsiz yere ertelediğim şeyler:

İş hayatımda daha verimli çalışmak. Bu konuyu aşamıyorum bir türlü…

İngilizcemi son sürat ilerletmek, sanki bu yaştan sonra istediğim seviyeye gelemeyecek gibi geliyor. İstediğim seviye mi ne? Simultane çeviri yapabileyim yeter aslında :P Mesela Oscar töreninde simultane tercüme yapan beyefendi pek fenaydı, bak ben olacaktım orda çeviriyi göreceklerdi. :D

Ve evet her kadın gibi diyet yapmak… Offf aslında ertelememem ve biran evvel kilo vermem lazım. İpin ucu kaçtı, fazlalıklar üçü, beşi aştı… :)

Artık olması mümkün olmayan şeyler:

Özgür Abla ile daha çok vakit geçirmek.

99 senesine geri dönmek…..

__________________________

Sobe için teşekkür ederim Magissa :)

Bende Beril‘i ve Elit’i sobeliyorum.

Posted in Kişisel Tarih | 4 Comments »

26th Feb 2008

Cumartesi Filmleri

Cumartesi günü Beril’le izlemek üzere birçok film aldık. Evdekiler ve aldıklarımız derken planımız sabaha kadar film izlemekti, ama sağolsun Beril ilk filmde uyudu. Bende tek başıma bir sürü film izledim. İlerleyen saatlerde şarap bile içtim, üzgünüm Beril harika bir şarabı kaçırdın :D Yattığımda saat sabahın 7’siydi. 12 gibi Beril gideceğini söylemek için uyandırdı, kaçarcasına yanımdan uzaklaştı, bu arada filmlerini yürütmeyi unutmamış. Neden kaçtığını biliyorum Beril :) Elbet benimde kaçacağım günler olacak… Niaayayahahaha ( kötü cadı gülüşü )

Neyse gelelim izlediğim filmlere,İlki

 

 Island of Lost Souls De Fortabte Sjaeles – Kayıp Sırlar Adası ; uzun zamandır bu kadar berbat bir film izlememiştim. 14 yaşında mistik olaylara meraklı Lulu isimli kızımız kardeşi Herman ve sonradan aralarına katılacak komşunun oğlu ve bir mistik olay araştırıcısı ile Harry Potter efektleri taşıyan bir macera yaşadıkları bu film için söyleyebileceğim tek şey berbat… Ne replikler, ne oyunculuklar, ne de efektlerde iş var. Vereceğiniz paraya yazık, yakınından bile geçmeyin.

İkincisi;

 

El Laberinto del Fauno – Pan’ın Labirenti ; 10 yaşındaki Ofelia’nın dünyanın gerçekleri ile başa çıkmak için sığındığı hayal dünyasına sık sık yolculuk yaptığınız unutulmaz bir film. Bu filmi izlemeniz gerek, anlatmak yeterli değil. Öyle alelade bir çocuk filmi zannetmeyin, boğazınıza bir yumruk oturacak.

Aahh Evo aaahh, o kadar rica ettim bu filmin yorumunu sen yaz diye :)

Üçüncüsü,

 Elvis: The Early Years ; Elvis Presley’in gerçek hayat hikayesi anlatan ilk kayıtlarını içeren otobiyografik film. Elvis için ne denebilir ki? Sonu bildiğiniz gibi trajik :(

Dördüncüsü;

 

 

 

Because I Said So – Ben Sana Söylemiştim; bildiğiniz klişe Amerikan romantik komedisi. Eğlenceli birşeyler izlemek için ideal. Kızını evlendirmek için elinden geleni yapan Daphne’nin kızını çıldırttıktan sonra bu ısrarından vazgeçip kendisinin evlenmesi ve zavallı kızının huzura kavuşması ilginç tabi…

Posted in İzlediklerim | 11 Comments »

22nd Feb 2008

Gün gün

Buraya hayatını düzenle, etrafını düzenle, kendini düzenle planlarımdan yaptıklarım veya yapacaklarımdan bazı kısımları yazmayı düşünüyorum. Bazıları o kadar basit ki, ne kadar sefil bir halde olduğum gözüme gözüme girsin diye. Belki biraz utanırımda daha ciddi işlere el atarım.

Mesela bugün işyerindeki masama geçebildim, ne var bunda diyorsunuz değil mi? Efendim ben 2-3 haftadır masa masa dolaşıyorum. Sebep; Ceca’nın dağınık çalışması. Çalıştığım masanın büyük olmasını tercih ederim; şöyle yayıla yayıla gözüne, eline dosya, kağıt kalem kaçmadan… Bunu gören Ceca, kendi masasına sığamayınca benim masama dadandı. Heyy, hişşt, hooop dememe kalmadı. Kendimi bir sürü yığının içinde buldum. Üstelik Ceca düzeni bouzlacağı gerekçesiyle toparlanmasına izin vermiyor. Düzen dediği koca bir dağınıklık… Neyse bende sinirlenip diğer masaya geçtim, oraya da dadandı, sonra en küçük masaya geçtim, ehh dedim artık buna birşey koyamaz. Koymaz olurmu koydu… Hatta abarttı, koridorlara taştı.

Sonra bir gün demez mi? Hayatım biz ne dağınık insanlarız. Neeeee? “Biz” mi diye cırladım. Bak etrafına; bu kablolar kimin? Bu ramler kimin, bu kasalar kimin, bu koliler kimin ???  diye başladık tartışmaya… Neyse sonunda; masamı bir hışımla boşaltıp, yerime geçebildim. Ahhh keşke utanmasamda ofisteki dağınıklığın fotoğrafını yayınlayabilsem. Şimdi ikinci aşama ofisi düzeltmek, toparlamak… Ceca dışarı gitsin diye gözünün içine bakıyorum. Bir gitsin, kayboldu, buradaydı nereye kaldırdın dinlemeyeceğim hepsini düzenleyeceğim. Etrafı gördükçe sinirim bozuluyor…  EVET, Ceca dışarı çıktı. Bende pırıl pırıl yaptım ofisi, geldiğinde şoka girdi.

:D

:D

:D

Posted in Kişisel Tarih | 3 Comments »

22nd Feb 2008

Dönem

Yapılacak işler listem dolu, planlarıma uyamıyorum. Ekstra birşeyler çıkıp duruyor. Oysa hep böyle değil mi? Bir plan dahilinde yaşamak çok zor. Hayatıma çeki düzen vermeye çalışırken çıkan aksilikler beni yıpratıyor. Normalde hiç planlı programlı olamadım; ama hiç bu kadar dağılmadım. O kadar dağıldım, o kadar dağıldım ki çeki düzen vermek için plan yapmak zorundayım.

Tüm bunları düşünürken hiç hayır diyemediğim zamanlar geliyor aklıma… İyilik meleği, insanların zor gün dostu , hayır diyemeyen “ben”… Ama baktım bir enayi benim, milletin umrunda değil.

Hani hep derler ya iyilik yap denize at, balık bilmezse halik bilir diye… O kadar çok denize atılmış iyiliklerim var ki, bir süre bencil olmama yeterde artar bile.

Bu bencillik dönemi, “hep bana” dönemi değil kesinlikle, kendine ve hayatına sahip çıkma dönemi.

Birde bu dönemde en yakınlarının yaptıkları geliyor insanın aklına, yaşattıkları hayal kırıklıkları. İhtiyacı varken yanında olmuşsunuz koşullar ne olursa olsun. Ailenizle planınız mı varmış, sevgilinizle dışarı mı çıkacaksınız, bir arkadaşınızla buluşacakmışsınız hiç önemsememişsiniz. Gün olmuş sizin ihtiyacınız olmuş, yine yanınızda olmuş; ama kendi şartları uygunsa arkadaşıyla buluşmamışsa, sevgilisiyle randevusu yoksa, ailesiyle vakit geçirmeyecekse…

Yok kırgın değilim kimseye, öncelik listemi gözden geçiriyorum sadece.

_________________________

Aa… Birde dün çay doldururken elimi yaktım, işin ilginci hissetmedim yaktığımı, ben gayet sakin elime sıcak suyu dökmeye devam ederken, benim yerime başkası çığlık attı. Hemen soğuk suya tuttum elimi, biraz fazla tutmuş olacağım ki bu sefer soğuktan acımaya başladı elim… İlkyardımı abartmamak lazım demek ki :D Hemen krem ve pomad sürdük, baktım derin yanık değil, üstelik yanık alanı geniş değil olsa olsa en fazla 2. derece hafif bir yanık, . Krem sürmeye devam dedim. Şükür ucuz atlattım, hissetmediğim için canlı canlı elimi pişirecektim.

DİP NOT: Yanıklarda asla ve asla buz uygulanmaz, en az 10 dk.  soğuk suya tutulur. 2 derece yanıklarda oluşan su toplamaları ( büller ) asla patlatılmaz, büyükse ve alanı genişse hastanede steril koşullarda pansuman yapılır.

Posted in Kişisel Tarih | 2 Comments »

  • Arama

  • Destek