Archive for June, 2008

30th Jun 2008

Elit ile buluşma II

Kasım ayında bu sitenin bana kazandırdığı güzel bir bayandan bahsetmiştim. :)

O günden bugüne ha bugün, ha yarın derken ancak haftasonu buluşabildik.

Buluşma alanında birbirimize ulaşmamız yine biraz olaylı oldu :) Neyse ki cep telefonu icat edilmiş.

Blog sahibi bayanlar buluşup bol bol fotoğraf çekmez mi? Çeker tabi :) Ben bir yandan, Elit bir yandan fotoğraf çekerken çok eğlendik :)

Canım Elitciğim, bana çok güzel bir hediye almış. Çok duygulandım…


Şifalı taşlara ilgisi olduğundan, ihtiyacım olan ve çok sevdiğim ametistten bir bileklik almış.

Hemen taktım :)

Çok teşekkür ederim :)


Bol bol sohbet ettik, alışveriş merkezinin altını üstüne getirdik. :) Benim yorulmam yüzünden sık sık mola verdik, sağolsun Elitciğim anlayışla karşıladı :)

Eeee fotoğraflarımıza imzamızı eklemez miyiz? Ekleriz…

Teşekkür ederim Elit, harika bir gündü :)

Posted in Kişisel Tarih | 10 Comments »

28th Jun 2008

Bir süredir geceleri el, ayak çekilince ağırlamaktan keyif duyduğum bir misafirim var. Ursula Kroeber Le Guin; Kadınlar Rüyalar Ejdarhalar ile her gece misafirim oluyor. Sanki sohbet ediyormuşuz gibi hissediyorum. Denemelerinden oluşan bu 144 sayfalık kitap ile beynimde yeni odacıklar açıyor. Bitmemesi için yavaş yavaş okuyor, sindirebilmek için durup düşünüyorum. Kitapla ilgili o kadar çok not aldım ki, başucumdaki not defterim doluyor. Ursula Kroeber Le Guin ile bu kadar geç tanıştığım için kendime kızıyorum.

Posted in Başucu Kitapları | 9 Comments »

27th Jun 2008

Kaç dakikadır boş boş ekrana bakıyorum. Aklımdakileri toparlamak pek mümkün değil.

“Ölüm” denilen bilinmezin yarattığı acı ile ilk uzaktan tanışmam minik lepistesim öldüğünde olmuştu. Yoğurt kabına koyduğum kuma balığımı gömüp, kağıttan bir mezar taşı yapmış ve salonun baş köşesine yerleştirmiştim. Aklımda başka bir bilgi kalmamış, ailem ne dedi, ne yaptı, neyi nasıl açıkladı hatırlamıyorum.

Sonra ki hatırladığım acı, ailece yemek masasında akşam yemeğimizi yiyoruz. Miniciğim, masaya boyum yetişmediğinde sandelyemin altına iki yastık konuluyor. Televizyonda dönemin meşhur TRT 1 haberleri, Adile Naşit’in öldüğünden bahsediyor. Birden kalbim acıyor, ağlamaya başlıyorum. Yine ailemin ne yaptığını, ne dediğini hatırlamıyorum.

Sonra, sonra, sonra derken ölüm yavaş yavaş yakınımdakilere geliyor. Hepsi ayrı ayrı acı veriyor.

İşte o acı verenlerden birinin bugün ölümünün 3 yılı doluyor. Yıllar doluyor, O’nun yeri dolmuyor. İnsanlar öldüğünde manasızca aklıma gelen ilk şeylerden biri sevdikleri mevsimleri görüp göremeyecekleri oluyor. Özgür Abla, yaz mevsimini severdi, yaz gelsin piknik yapalım, yaz gelsin geceleri sokaklarda dolaşalım, yaz gelsin bahçeli bir restaurantta yemekler yiyelim, yaz gelsin dondurmaya doyalım derdi. En son pikniğe onunla gittim, üstüne başka anı gelmesin diye artık piknik yapmayı sevmiyorum. Yalnızca her Haziran sonunda onun melek olduğuna inandığım zamanda yemeğimi yiyip, caddelerde yürüyüp, dondurma yiyorum. Uzun uzun onu düşünüyorum, acı hala çok taze geliyor. Onu düşündüğüm zamanlı zamansız anlarda hala gözlerim doluyor. İçimdeki boşluk dolmuyor… Kendimi hayatta olsaydı şöyle şöyle yapardık demekten alıkoyamıyorum. Mesela buraya bu yazıyı yazmak yerine Özgür Abla ile yeni bir yer keşfettik, harika dondurmalar yapıyor, haftasonu piknik için süper bir yer bulduk diye yazmayı çok istiyorum. İmkansız biliyorum; ama işte……….

………………………………….

Posted in Kişisel Tarih | 10 Comments »

23rd Jun 2008

Ceca beni sakinleştirir…

- Cecam; beni seviyor musun?
- Evet, çok seviyorum.
- En çok neyi mi seviyorsun?
- Uyurkenki halini seviyorum.

Posted in Kişisel Tarih | 8 Comments »

21st Jun 2008

Ellerim Kekik Kokuyor…

Geçen hafta Beril bir demet kekik hediye etti bana :) Benim gibi kekik sever birisi için bulunmaz nimet… Hemen yıkadım, kurutmak üzere sıcak ve gölge bir yere koydum. Dün iyice kurumuşlardı, ellerime ufaladım. Ufaladıkça kekik kokusu doldurdu odayı, ellerim uzun süre kekik koktu.

* Sıradaki kurutulan bitki dereotu :)

Posted in Cin Fikirler | 10 Comments »

17th Jun 2008

Sersemletici rüzgar

Murathan Mungan bir yazısında; ” ………..sersemletici bir rüzgar gibi geçmişti Mayıs…….” kelime dizgisi ile beni benden almıştı. Dün fark ettiğim düşündüğünü yazdığını zannetmek Haziran’ın sersemletici bir rüzgar gibi geçmesinden kaynaklanıyor olabilir mi?

Akşam bunu düşündüm, yapacaklarını unutmak, yapmadıklarını yaptım zannetmek nasıl bir sersemliğin neticesidir ki ??? Unutmamak için not almak, bir ajandaya sahip olmak yapılabilecek ilk iş… ama benim hem not defterim, hemde ajandam devamlı yanımda. Sorun elimin uzanıp birşeyleri not almamakta….

Lise yıllarını hatırladım birden, o zamanlar daha disiplinliydim, minik ajandam ve ben sınıfta hatırı sayılır bir ün yapmıştık. Sınavlar, alınan notlar, randevular, doğum günleri, yaşananlar ve yaşanacak olanlar… Sanırım insan en plansız zannedilen yaşında, isterse daha planlı olabiliyor, hayatın önünüze çıkartacağı engeller, aksilikler daha kısıtlı… Zaman geçtikçe; ” İnsanlar plan yapar ve Tanrı güler.” düsturuna inanır oldum. Planlarım, yazdıklarım, çizdiklerim hep karıştı, hep sarktı, hep bocaladı. Ajandam bana, ben ajandama inanmaz oldum. Bir süre sonra hiç olmazsa olan biteni yazayım dedim ve büyük bir kısmını hatırlamak istemediğime karar verdim.

Şimdi yanımda duran ajandama bakıyorum da; düzenli yazılanlar kredi kartı son ödeme tarihi, çeşitli ödemeler vs… Arada bol bol not alıp, ilham perisinin fısıldadıklarını yazmışım.

*

*

Nelerden bahsedecektim, nerelere geldi konu, çok uzun bir giriş oldu ve farklı bir konuya kaydı yazı… Bir sonraki yazıya toparlamalı.

Posted in Kişisel Tarih | 8 Comments »

  • Arama

  • Destek